<?xml version="1.0" encoding="iso-8859-9" ?> 
  <rss version='2.0' xmlns:content='http://purl.org/rss/1.0/modules/content/' xmlns:wfw='http://wellformedweb.org/CommentAPI/' xmlns:dc='http://purl.org/dc/elements/1.1/' xmlns:atom='http://www.w3.org/2005/Atom'>
    <channel>
      <title>ZİRAATCİM TARIM BAHCE PEYZAJ TOPRAK ORMAN CEVRE SU TARLA ZİRAATCİ. Yeni Makaleler</title>
      <link>http://www.ziraatcim.net/</link>
      <docs>http://blogs.law.harvard.edu/tech/rss</docs>
      <atom:link href='http://www.ziraatcim.net/rss/rss_a.php' rel='self' type='application/rss+xml' />
      <generator>Self-created application</generator>
      <description>ZiRAATCİM, ZİRAAT, TARIM, BAHCE, PEYZAJ, TOPRAK, ORMAN, CEVRE, SU, İlan, Haber, Bilgi sitesi, budama, bakım, meyve tarımı, sebze tarımı, organik tarım yetistiriciliği, hazır istanbul çim, rulo çim, kesme çim, yetistiricileri, 
üreticileri, uretimi, Yetiştirme, sebzecilik, meyvecilik, meyve, sebze, fidancılık, çiçek, sulama, gübre, toprak, ilaç, ilaçlama, sulama, tarımsal üretim, tarımsal pazarlama, fidan, agac, agaclar, üretim, 
bitkiler, tıbbi bitkiler, tarım haberleri, üreticileri, agaclandırma, zirai haberler, seracılık, malzemeleri, hayvansal üretim, horman, bitki büyüme düzenleyicileri, üzümsü, beslemesi, endüstri bitkileri, bitkisi, bahcesi, tarlası ve ile birlikte ila veya yada 
sulama satışı, pazarlaması, pazarlanması, gıda, gıda bilimi ve teknolojisi, tarım alanları, ekonomi, üreticisi, üreticileri, dikimi, çiçekli ,çiçeksiz, yapımı, imalati, 
satıcısı, toptancısı, tarımsal yapılar, sulama,  toptancıları, ihracı ihracatı 
ihracatçıları, parklar, park ve bahceler bahçeler, ilaçlamasi sulaması, seracılar, peyzaj düzenlemeleri, ilaçlama, bitkiler, hastalıklar, zararlılar, zararlıları 
ilaçlama, meyve ve bahçeleri , besicilik, hormonlu tarım, şifalı bitkiler, tıbbi bitkiler, zootekni, su ürünleri,seracılık, damlama sulama, 
mevsimi, zamanı, bitkisinin bakımı, son dakika tarım haberleri, ile ilgili hakkında,</description>
      <copyright>wWw.X-iWeb.Ru</copyright>
      <language>ru-ru</language>
      <item>
        <title>Doğaseverlerin gözdesi, Uludağ</title>
        <link>http://www.ziraatcim.net/readarticle.php?article_id=97</link>
        <guid>http://www.ziraatcim.net/readarticle.php?article_id=97</guid>
        <description><![CDATA[&lt;div align=&quot;justify&quot;&gt;
&lt;img src=&quot;/images/news/uludag.jpg&quot; border=&quot;0&quot; alt=&quot;Doğaseverlerin gözdesi, Uludağ&quot; title=&quot;Doğaseverlerin gözdesi, Uludağ&quot; width=&quot;115&quot; height=&quot;86&quot; align=&quot;left&quot; /&gt;Kış
turizminin önemli merkezlerinden Uludağ, sahip olduğu güzellikleri,
kartpostal gibi manzaraları ve buzul gölleriyle, her mevsim
doğaseverler tarafından tercih ediliyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
BURSA - Flora ve faunasının zenginliğiyle 1961 yılında &amp;#8220;Milli Park&amp;#8221;
ilan edilen Uludağ, antik dönemde &amp;#8220;Olympos Misios&amp;#8221; adıyla tanınıyordu.
&amp;#8220;Tanrıların Troya Savaşı&amp;#8217;nı izlediği yer&amp;#8221; olarak mitolojideki yerini
alan Uludağ, Osmanlının Bursa&amp;#8217;yı fethinin ardından önce &amp;#8220;Keşiş Dağı&amp;#8221;
adını, 1925 yılında da bugünkü adını aldı.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bitki çeşitliliği bakımından Marmara Bölgesi&amp;#8217;nin en zengin
ormanlarının bulunduğu Uludağ, 2 bin 543 metreye ulaşan yüksekliğiyle
de bölgenin en yüksek noktasını oluşturuyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sahip olduğu tesislerle Türkiye&amp;#8217;nin kış turizmindeki önemli
merkezlerinden olan Uludağ, diğer mevsimlerde ise sahip olduğu yeşilin
her türlü tonunun bulunduğu bitki örtüsüyle, zirveden havanın açık
olduğu günlerde gözüken Uluabat Gölü ve Marmara Denizi manzarasıyla
doğaseverlerin ilgisini çekiyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yürümeyi sevenler, değişik zorluk derecelerine sahip parkurları takip
ederek, Uludağ&amp;#8217;ın farklı güzelliklerini görme fırsatı yakalıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu parkurlardan en ilgi çekenlerinin başında, oteller ve volfram
madenler bölgelerinden göller bölgesine ulaşılan parkur geliyor.
Uludağ&amp;#8217;ın hem kuzey hem güney manzarasını görme imkanı bulunulan
parkurun sonunda doğaseverleri, buzul gölleri karşılıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Uludağ&amp;#8217;daki Kara Göl, Aynalı Göl, Kilimli Göl, Buzlu Göl ve Heybeli
Göl, yükseklik nedeniyle bitki örtüsünün neredeyse bulunmadığı bu
coğrafyada, farklı doğa güzellikleri sunuyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kilimli Göl, dibindeki bitki örtüsünün verdiği yeşil renkle
diğerlerinden ayrılıyor. &amp;#8220;Dipsiz Göl&amp;#8221; olarak da bilinen Kara Göl ise
bulunduğu konum itibariyle etkileyici bir görünüme sahip bulunuyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Buzlu Göl ise ağustos ayı başlarına kadar buz kütlelerine sahip
özelliğiyle, Heybeli Göl ise yaz aylarıyla birlikte sularını
kaybetmesiyle dikkati çekiyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Diğer göllere oranla daha fazla güneş gören ve daha fazla yansımaya
sahip Aynalı Göl ile Kilimli Göl, içme suyu imkanı bulunması nedeniyle
diğer göllere göre geceleri kamp yapmak için daha uygun durumda
bulunuyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Göller bölgesine, ayrıca, İnegöl ilçesine bağlı Alaçam köyünden arazi araçlarıyla da günübirlik gidilebiliyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
ntvmsnbc.com&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;
]]></description>
        <pubDate>Tue, 11 Nov 2008 01:32:42 +0200</pubDate>
        <category>Genel - Çevre</category>
      </item>
      <item>
        <title>Kanserle savaşta en etkili bitki: YEŞİL ÇAY</title>
        <link>http://www.ziraatcim.net/readarticle.php?article_id=96</link>
        <guid>http://www.ziraatcim.net/readarticle.php?article_id=96</guid>
        <description><![CDATA[&lt;div align=&quot;justify&quot;&gt;
&lt;img src=&quot;/images/news/yesil_cay.jpg&quot; border=&quot;0&quot; alt=&quot;Kanserle savaşta en etkili bitki: YEŞİL ÇAY&quot; title=&quot;Kanserle savaşta en etkili bitki: YEŞİL ÇAY&quot; width=&quot;115&quot; height=&quot;122&quot; align=&quot;left&quot; /&gt;İki
fincan yeşil çaydaki C vitamini 1 bardak portakal suyuna eşdeğerdir.
Yeşil çayın içindeki kanser koruyucular E vitamininden 200 , C
vitamininden 500 kat daha güçlüdür .&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yeşil çayın mucizevi yapısından daha önce verilen Kanserden Korunma
Kılavuzu&amp;#8217;nda söz etmiştim fakat okuyamayanlar için bu değerli
bilgilerden bir kez daha söz etmek istiyorum. Yeşil çayın bugüne kadar
bulunan en etkili antikanser bitki olduğunu biliyormuydunuz? Günde
içeceğiniz 3 bardak yeşil çay tüm hayatınızı değiştirebilir inanın
bana. Dünyada sudan sonra en çok tüketilen sıvı çaydır. Her ne kadar
Amerika&amp;#8217;nın her bir köşesi kahve dükkanlarıyla doluysa da çok yakın bir
tarihde bunların çay evlerine dönüşeceğine inanıyorum. Yeşil çayda
siyah çayda aynı bitkinin mahsülleridir. Daha az işlemden geçmiş haline
yeşil çay diyoruz. Sizlerin daha fazla tükettiği siyah çay ise
sofranıza gelene kadar pek çok işlemden geçmek zorundadır, buna
fermantasyonda dahildir.Tüm bu işlemler çay yaprağında bulunan yararlı
anti-oksidanların ve polifenollerin azalmasına neden olmaktadır. Oysaki
kanser hücrelerini baskı altına alan tam da bu moleküllerdir. Bunu
içindir ki yeşil çay içmenizi istiyorum sizlerden. İki fincan yeşil
çayın içerdiği C vitamini miktarı 1 bardak portakal suyuna eşdeğerdir.
Yeşil çayın içindeki polifenoller (kanser koruyucular) E vitamininden
200 kat, C vitamininden 500 kat daha güçlü antioksidanlardır. Amerikan
Ulusal Kanser Enstitüsü&amp;#8217;nün raporlarına göre Şanghay&amp;#8217;daki (Çin) yeşil
çay tiryakilerinin arasında ağız ve boğaz kanserine yakalanma riski
yüzde 60 varan düşüşler göstermiştir. Japonya&amp;#8217;daki sigara tiryakileri
arasında yapılan başka bir araştırmada da, yeşil çay içenlerde akciğer
kanseri oranının yüzde 45 azaldığı gözlenmiştir. Yine Japonya&amp;#8217;da günde
10 bardak kadar yeşil cay içenlerde mide kanseri vakaları dikkat
çekicek kadar azalmıştır. Yeşil çayın bir diğer mucizevi etkisi de
kolesterolü ve kalp krizi riskini düşürmesidir. Bunun nedeni yeşil
çayın içindeki maddelerin, kanın pıhtılaşmasını sağlayan Catechin
asitinin, trombositleri daha az yapışkan hale getirmesi olabilir.
Böylece damar tıkanıklıklarını ve pıhtılaşmaları önler. Yeşil çayın
bağışıklık sisteminin çökmesine yol açarak ölümcül bir hale gelen AIDS
üzerinde de yavaşlatıcı etkisi olduğu gözlenmiştir. Yine Japonya&amp;#8217;da bir
grip salgını sırasında belirlenen pilot bir bölgedeki okulda
öğrencilerin yeşil çayla gargara yapması istenmiştir. Salgın bittiğinde
bu okulda hastalanan çocuk sayısındaki hayret verici düşüş dikkat
çekmiştir. Yeşil çay bağışıklık sistemimizin çok önemli bir parçası
olan B-Hücrelerini güçlendirir. (B-cells)&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;
ÇAYI SÜT İLE İÇMEYİN&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu arada sizlere bir kaç ufak hatırlatma yapmak istiyorum&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* Lütfen çay içerken içine süt eklemeyin. Yapılan araştırmalar gösterdi
ki, çayı sütle içme alışkanlığı olan ülkelerde, çaydan elde
edilebilecek faydalar yok denecek kadar azdır. Süt çayın içindeki
antioksidanların etkisiz hale getirmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* Eğer yeşil çayın tadından hoşlanmıyorsanız günde üç adet yeşil çay kapsülü alınız.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dikkat: Yeşil çayın içinde kafein vardır. Eğer ki yüksek tansiyon
probleminiz varsa kafeinsiz yeşil çay (decaffeinated) tüketmelisiniz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
* Gerçekten bir fayda elde etmek niyetindeyseniz günde en az 3 fincan yeşil çay içmeniz şarttır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
VATAN &lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;
]]></description>
        <pubDate>Tue, 11 Nov 2008 01:29:04 +0200</pubDate>
        <category>Gıda Bilimi ve Teknolojisi - Sağlık</category>
      </item>
      <item>
        <title>Lifli Gıdaların Yararları</title>
        <link>http://www.ziraatcim.net/readarticle.php?article_id=95</link>
        <guid>http://www.ziraatcim.net/readarticle.php?article_id=95</guid>
        <description><![CDATA[&lt;div align=&quot;justify&quot;&gt;
&lt;img src=&quot;/images/articles/organik_gdaa.jpg&quot; border=&quot;0&quot; alt=&quot;Lifli Gıdaların Yararları&quot; title=&quot;Lifli Gıdaların YararlarıLifli Gıdaların Yararları&quot; width=&quot;115&quot; height=&quot;84&quot; align=&quot;left&quot; /&gt;Lifli
gıdalar tüketmenin yararları: Her gün yeterli miktarda lifli yiyecek
tüketmenin vücudumuzu birçok hastalıktan koruduğu tespit edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Her gün yeterli miktarda lifli yiyecek tüketmenin vücudumuzu birçok hastalıktan koruduğu tespit edildi.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İlaç Enstitüsü tarafından yapılan en son açıklama ve Amerikan Diyetetik
Birliği (ADA) tarafından tanımlanan yazılı görüşe göre, diyet yemeği
olan lifler, insanın ince bağırsağında sindirilmeyen ve emilemeyen
karbonhidrat bileşenlerini içeriyor. Bunların vücudumuzu birçok
hastalığa karşı koruduğu belirtiliyor.&lt;br /&gt;
&lt;u&gt;&lt;br /&gt;
Lifler diyetimizde ne kadar bu kadar önemli? İşte bunun nedenleri:&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
1. Yeterli lifli gıda alımı kalp hastalıklarına karşı koruyor.
Araştırmalar, günlük 12-33 gram lif alımının kan basıncını düşürdüğünü,
kandaki kolesterol düzeyini iyileştirdiğini ve kardiyovasküler
hastalıklarla ilişkilendirilen iltihabı azatlığını gösteriyor. Ayrıca,
yapılan birçok araştırmada, diyete eklenen 10 gr lifli gıdanın kalp
krizi ölümlerini yüzde 27 oranında azalttığı bulundu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
2. Çözünebilir lifler, kandaki kötü kolesterolü düşürüyor. Çözünebilir
lif içeren yiyecekler arasında elma, arpa, yulaf, fasulye ve diğer kuru
baklagiller, meyve ve sebzeler yer alıyor. Diğer çözünebilir lif
kaynakları ise psilyum (pire otu), guar gum, pancar lifi, xanthan gum
ve pektin.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
3. Çözünemeyen lifler mide, ince bağırsaklar ve kalın bağırsakların
çalışmasını güçlendiriyor. Buğday ekmeği, kahverengi pirinç gibi
tohumlu, taneli yiyeceklerin tümü çözünemeyen lif kaynağıdır. Bazı
yiyecekler doğal müshil maddesi içeriyor. Bunlar: kabak, bal, rubarb
(Antrakinont türevi glikozid içeren bitki), incir, kuru erik, ahududu,
çilek, elma kompostosu.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
4. Lifli yiyecekler diyabeti kontrol altında tutmaya yardım ediyor. Lif
bakımından zengin diyet kan şekerinde daha yavaş artışa yol açıyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
5. Lifli gıdalar mide, ince bağırsaklar ve kalın bağırsakların daha
sağlıklı olmasını sağlıyor. Meyve, sebze ve tüm bakliyatlarda bulunan
doğal lifler kalın bağırsakta mayalanıyor ve kalsiyum gibi önemli
minerallerin emiliminde vücudumuza yardım ediyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
6. Lifli yiyecekler bizi tok tutuyor. İnsan vücudu liften enerji ya da
kalori almıyor. Bu nedenle lifli gıdalar yediğimizde şişiyoruz, tamamen
doyuyoruz. Ayrıca, lifli gıdalar daha az kalori içeriyor. Örneğin, bir
fincan brokoli yaklaşık 25 kalori iken bir fincan beyaz pirinç ise
200'den fazla kalori içeriyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Peki günlük ne kadar life ihtiyacımız var?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yediğimiz her bin kalori için 14 gram lif tüketmeliyiz. Bu kadınlar
için yaklaşık 25 gram, erkekler için ise 38 gram olarak tüketilmeli. 2
yaşın altındaki çocuklara lifli gıda önerilmiyor. Birçok meyve, sebze
ve tüm hububatların bir porsiyonu yaklaşık 2-3 gram lif içeriyor.
Pişmiş kuru fasulye ve bakliyatların bir kâsesinde ise 10-15 gram lif
bulunuyor.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Zaman Online &lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;
]]></description>
        <pubDate>Tue, 11 Nov 2008 01:22:25 +0200</pubDate>
        <category>Gıda Bilimi ve Teknolojisi - Sağlık</category>
      </item>
      <item>
        <title>Domatesi pişirerek tüketin</title>
        <link>http://www.ziraatcim.net/readarticle.php?article_id=94</link>
        <guid>http://www.ziraatcim.net/readarticle.php?article_id=94</guid>
        <description><![CDATA[&lt;div align=&quot;justify&quot;&gt;
&lt;img src=&quot;/images/news/domates2.jpg&quot; border=&quot;0&quot; alt=&quot;Domatesi pişirerek tüketin&quot; title=&quot;Domatesi pişirerek tüketin&quot; width=&quot;115&quot; height=&quot;84&quot; align=&quot;left&quot; /&gt;Akıllı
beslenerek kanser riskini minimuma indirin.Amerika&amp;#8217;nın en önde gelen
kanser araştırmacılarından Dr. Mitchell Gaynor&amp;#8217;a göre kanserin
tüketilen gıdalarla doğrudan ilişkisi var. Antioksidan yoğun bir
beslenme programı ile kanser riskinizi en düşük seviyede
tutabilirsiniz. Kanser vakalarının düşük seyrettiği Fransa&amp;#8217;da halkın
sırrı da &amp;#8220;akıllı beslenme&amp;#8221; formülü.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kanserle mücedelede kilit öneme sahip olan bağışıklık sistemimizle ilgili neler söyleyebilirsiniz?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bağışıklık sistemimizin faaliyetlerini ikiye ayırabiliriz birincisi
Doğal Bağışıklık Sistemi, ikincisi Kazanılmış Bağışıklık Sistemi. Doğal
Bağışıklık sistemi vücudumuzun ilk savunma hatlarını teşkil eder.
Kazanılmış bağışıklık sistemi ise daha komplike işleri ele alan,
belirli düşmanlara karşı savunma geliştiren bir yapıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doğal bağışıklık sistemimize derimiz, göz yaşımız, kulak kirimiz bile
dahildir. Doğal katil hücrelerimiz ise her an işinin başındadır.
Herhangi, sıradan bir hücremiz her gün 10.000 saldırıya maruz
kalmaktadır ve alacağımız iyi bir antioksidan takviyesi bu hücrelerin
çoğunun zarar almadan günü bitirmesini sağlar. Sahip olduğu asil
hücrelere &amp;#8220;T-cells&amp;#8221; denir ve kemik iliğinde oluşurlar. T-hücreleri
profesyoneldirler. İhtisas yaptıkları konunun dışına taşmazlar. Görev
dağılımını yaptıktan sonra karşılaştıkları her saldırıda çılgınlar gibi
çoğalarak savaşırlar.&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;
Bu anlattıklarınıza bakacak olursak bizlerin hiç hastalanmaması gerek Dr.Gaynor?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bağışıklık sistemimiz bazen tam tanımlama yapamaz ve vücudumuzu yabancı
bir madde gibi algılıyarak saldırıya geçer. Artirit, Multiple
Sclerosis, alerjik reaksiyonlar, bağışıklık sistemimizin sebep olduğu
hastalıklardır. Mesela son zamanlarda sık sık işitiğiniz Heliobakter
plori... Bu bakteri mide duvarımıza yada ince barsaklarımızın üst
kısmına yapışır, üreyi amonyağa ayrıştırarak barsağı tahriş etmeye
başlar. Tedavi edilmediği takdirde ülsere dönüşeceği kesindir. Ama
kanser de söz konusudur. Bu süreçde rol oynayan bir enzim var: COX2 ve
bu enzim kanser çalışmalarında çok önemli bir yer tutuyor. COX2 enzimi
PGE2 enziminin üretimini kamçılar. PGE2 de meme, prostat ve kolon
kanserine neden olabilir. Ayrıca, damar tıkanmasına neden olur.
Kanserden korunmanız için PGE2&amp;#8217;nin seviyesini düşürmelisiniz. Bunun en
basit yolu da yağı hayatınızdan çıkarmak yada makul ölçülerde
tüketmektir. Bağışıklık sisteminiz sizin özel kuvvetlerinizdir, sizin
için ölür, öldürür. Ona iyi bakın çünkü o sizin tüm hastalıklara karşı
en büyük silahınız, müttefikinizdir. Buna kanser de dahil.!&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Son zamanlarda üzüm çekirdeği extresinin kuvvetli bir kansorejen olduğunu çok fazla duymaya başladım. Doğru mu?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Pycnogenol ve üzüm çekirdeği extresi. Bu iki maddeden elde edilen aşağı
yukarı aynıdır diyebiliriz. Ama benim fikrimi soracak olursanız, ben
pycnogenolu tercih ederim. Bu nontoksik bioflavonoid Avrupa&amp;#8217;da en çok
tüketilen, en çok satılan besin takviyesidir. Pycnogenol suda çözülür
ve doğrudan kan dolaşımımıza girer.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Siz bayanları memnun edecek başka bir özelliği daha vardır bu maddenin.
Kolajen eksikliğini giderir. Daha basite indirgersek yılların etkisiyle
boşalan, sarkan derimizin yenilenmesinde çok çok etkilidir. Avrupalı
kadınların 1960&amp;#8217;larda keşfettiği bu bioflavonoidden günde 100
miligramlık bir kapsül almak yeterlidir.&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;
Kanserden korunmada detoxification&amp;#8217;ın (vücudumuzdaki zehirlerden arınma) rolü ne kadardır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Çok önemli bir noktaya değindiniz. Hepimizin vücudumuzda kansorejenleri
etkisiz hale getirebilecek enzimler taşıyoruz. Sarmısak ve yeşil çayda
bulunan antioksidanların bu enzim düzeylerini yükselttiğini biliyoruz.
Bu enzimler bütün dokularımızda vardır ama genetik faktörlerden
kaynaklanan farklılıklar da mevcuttur. Yani herkes eşit değildir. Johns
Hopkins Üniversitesinden Katy Helzhauer bu enzimlerin, meme kanseri
olan ve olmayan kadınlar üzerindeki etkilerini karşılaştırmış ve şu
sonuca ulaşmıştır. Anormal detoxification enzimi geni taşıyan kadınlar,
diğerlerine göre 4 kat fazla risk altındadırlar. Bu sonuç önemlidir
çünkü bu anormal geni taşıyanların toplumdaki oranı % 45leri bulmuştur.
Bu gen sigara sebebiyle oluşan akciğer kanserlerinde de aynı etkiye
sahiptir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;D VİTAMİNİ MEME KANSERİ RİSKİNİ YÜZDE 20 AZALTIYOR&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sizi beklerken okuduğum bir makalede vitamin D ve meme kanseriyle ilgili önemli bir gelişmeden söz ediliyordu, nedir bu gelişme?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Son araştırmalarda ortaya çıkan çok önemli bir gelişme bu aslında.
Gıdalar ve güneş ışığından sağlanan vitamin D nin meme kanseri riskini
% 20 azalttığı kesinlik kazandı. Üstelik östrojen ve progesteron
hormonlarına pozitif tümörlerin gelişiminde de bu riski düşürüyor.
Dünyada her yıl bir milyondan fazla kadına meme kanseri teşhisi
konuluyor ve bunların çok büyük bir kısmıda hormon reseptörleri pozitif
tümörlü kanserler. Bu konudaki çalışmaları daha sağlam temellere
oturtmak için yapılan bir diğer çalışmada Kanada&amp;#8217;da yapıldı. Meme
kanseri teşhisi konulmuş ve D vitamini kullanan 759 kadın ve yine D
vitamini alan 1135 sağlıklı kadın karşılaştırmaya tabii tutulmuştur.
Araştırmacıların açıkladığı sonuçlar şöyle Yüksek dozlarda vitamin D
takviyesi tümörlerin oluşma riskini % 24 oranında azaltmıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;SİYAH ÜZÜME EVET YER FISTIĞINA HAYIR&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Fransızlar çok yağlı beslenip, çılgın gibi sigara ve şarap içiyor.
statistiklere baktığımızda kalp hastalıklarının pek çok ülkeye göre çok
az olduğunu görüyoruz. Aynı sonuçlar kanser içinde söz konusumu acaba?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Amerika ile kıyaslarsak evet kansere yakalanma oranlarıda daha düşük.
Garip ama bu sonuçların hepsi çılgın gibi içtikleri şaraba dayanıyor.
Özellikle kırmızı şarap, içinde barındırdığı antioksidanlarla (tanin,
fenol, epicatechin) kan inceltici görevi yapıyor ve tabi ki kalp
hastalıklari riskinide azaltıyor. Şarabın içinde bulunan bir başka
sağlıklı madde daha var. Resveratrol... Aynı zamanda kanserle de
mücadele ediyor. Resveratrol bir çok gıdada bulunuyor ama yüksek
miktarlarda bulunduğu iki besin çeşidi var. Kırmızı üzüm ve yer
fıstığı. Yer fıstığını size tavsiye etmiyorum, hem çok yağlı, hem de
içinde aflatoksin isimli kansorejeni barındırıyor.(Bir söylentiye göre
Saddam Hüseyin 1991 deki körfez savaşında bu toksini Amerikan askerleri
üstünde kullanmış!) Ama kırmızı üzümü hepinize şiddetle tavsiye ederim.
Özellikle soğuk ve nemli ülkelerin üzümlerinin daha fazla resveratrol
içerdiğinide belirtmek isterim.Yani Fransa,Kanada gibi. Resveratrolun,
enflamasyonu tetikleyen COX2 enzimini durdurma etkisindende söz
etmeliyim tabiî ki.(Enflamasyonu tetikleyen ve kansere yol açan
enzim.)Ayrıca kötü kolestrol olarak adlandırılan LDL üzerinde de olumlu
etkileri vardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
UYARI: Alkolün meme kanserine yol açan faktörlerden biri olduğu
kanıtlanmıştır. Kadınlar alkol tüketimini minimuma indirmelidirler.
Şarap içmek yerine günde 1000 mikrogram resveratrol kapsülünü bir
bardak üzüm suyuyla beraber almaları tavsiye edilir. Şarap açıldıktan
sonra dışarda bekletilirse bir gün içinde içersindeki resveratrol
buharlaşır, buzdolabında saklanırsa yaklaşık 1 hafta dayanır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;DOMATESİ PİŞMİŞ YEMELİSİNİZ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dr. Gaynor, yine son zamanlarda kanserden korunmanın yolu olarak koyu
renkli, özellikle de kırmızı sebze ve meyveleri tüketmemiz gerektiği
söyleniyor? Siz ne diyorsunuz?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Karoten ailesinden söz ediyorsunuz. Karotenler yağda çözülen
pigmentlerdir. Kimyasal akrabalarının adı A vitaminidir. 600 kadar
karoten içeren bitkinin içinden 50 kadarının böbreklerimizde A vitamine
çevrilebilme özelliği olduğunu biliyoruz. A vitamini bağışıklık
sistemimiz için en önemli vitamindir, enfeksiyonlarla savaşır, hücre
yapısının bütünlüğünde önemli rol oynar. Fakat fazla alınan A vitamini
toksiktir. LİK, kırmızı bir pigmenttir ve domates, havuç, kayısı,
kırmızı biber, greyfut ve karpuzda bolca bulunur. Beyler, prostatınız
domatese bayılır.Yapılan araştırmalar göstermiştir ki, artan likopen
tüketimi eşittir düşük prostat kanseri riski. Eğer her hafta 10
porsiyon dometesli gıda alırsanız prostat kanseri riskinizi % 45
azaltırsınız. Beslenme uzmanlari genellikle sebze ve meyveleri çiğ
tüketmemizi tavsiye ederler ama bu likopen için tam tersidir. Pişmişi
çok daha etkilidir, çünkü sindirim sistemimizin, çiğ domatesten
alabildiği likopen miktarı çok düşüktür. Protein ve liflerin içinde
kilitli duran karoten pigmentleri ancak pişirilince serbest kalır.
LUTEİN ve ZEAXANTHİN, bu iki karoten çeşidi daha çok kara lahana, yeşil
lahana, ıspanak, mısır ve sarı renkli sebzelerde bulunur ve meme
kanseri riskini düşürür.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;VİTAMİN-MİNERAL TESTİ YAPTIRIN&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kansere karşı koruyan bitkileri kullanırken miktarlarını nasıl ayarlamalıyız?&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Tabiiki herkes için aynı miktarlar söz konusu değil. Bir kişinin folik
asit miktarı tehlikeli seviyelere düşmüşken bir diğerininki gereğinden
fazla yükselmiş olabilir. Günümüzde vitamin-mineral seviyelerimiz
tespit edebilen testler mevcuttur. Bu testlerin neticesine göre
planlama yapmak daha akılcıdır. Lüzumlu miktarların tespitinde,
yaşadığınız çevre, genetik yapınız, emilim yapma kapasiteniz de
etkendir. Örnek olarak tekrar sigara tiryakilerine döneceğim. Sigara
insan vücudunda depolanmış tüm antioksidanları tüketir, daha da kötüsü
detoksifikasyon enzimlerimizden olan (kansorejenleri elemine eden
enzimler) glutathionenin eksilmesine de sebep olur. Sonuç akciğer
kanseri. Burada göstermek istediğim miktar tespitinde yasam biçimimizin
ne kadar belirliyici olduğudur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;u&gt;Gülgün SÖNMEZ / VATAN &lt;/u&gt;&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;
]]></description>
        <pubDate>Tue, 11 Nov 2008 01:18:04 +0200</pubDate>
        <category>Gıda Bilimi ve Teknolojisi - Sağlık</category>
      </item>
      <item>
        <title>Virüsün De Virüsü Olur Muymuş; Diyenlere </title>
        <link>http://www.ziraatcim.net/readarticle.php?article_id=93</link>
        <guid>http://www.ziraatcim.net/readarticle.php?article_id=93</guid>
        <description><![CDATA[&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;
Yakın zamanda Nature dergisinde yayınlanan habere göre birçoğumuzun
hastalık sebebi olan virüsler üzerinde kötü etki yapan başka bir virüs
keşfedildi.Bu yeni virüsün bilinen en büyük mimivirüslerden birinin
içinde yaşadığı tespit edildi.
&lt;/p&gt;
&lt;div align=&quot;justify&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;
&lt;span&gt;&lt;/span&gt;
&lt;/p&gt;
&lt;div align=&quot;justify&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;
2003&amp;#8242;te Paris&amp;#8217;te bir su kulesinin içinde keşfedilen bu yeni
mimivirüs türüne görece büyük olduğu için &amp;#8220;mamavirüs&amp;#8221; adı
verildi.Mamavirüs üzerinde yapılan incelemelerde ona yapışık çok daha
küçük bir virüs keşfedildi.Yalnız 20 geni olan bu küçük virüse
&amp;#8220;Sputnik&amp;#8221; denildi.Çalışmalar sonunda,Sputnik&amp;#8217;in mamavirüsün çoğalma
mekanizmasını etkileyerek çarpık virüs yapıları ve sorunlu kapsidler
üretmesine sebep olduğu anlaşıldı.Ayrıca mimivirüsü de benzer şekilde
etkilediği de bulundu.Sputnik ile vişrüs arasındaki ilişkinin bakteri
ile bakteriyofaj arasındakine benzediği için Sputnik&amp;#8217;e virofaj da
deniliyor.Akla gelen en önemli sorulardan biri de şu &amp;#8220;Acaba virofaj
türlerinden bazıları insanlar üzerinde hastalığa sebep olan virüslere
de zara verebilir mi?&amp;#8221;Biz ne kadar bu konuya olumlu bakmak istesek de
araştırmacılar temkinli.Virofajların etkinliklerinin büyüklükle alakalı
olabilceği düşünülüyor ve HIV gibi virüslerin büyüklüklerinin virofaj
sahibi olabilmek için uygun olmadıkları kanısındalar.Her ne kadar kesin
konuşulamasa da yeni bir virofaj türünün bulunmasına çok düşük bir
olasılık gözüyle bakılıyor&amp;#8230;
&lt;/p&gt;
]]></description>
        <pubDate>Thu, 06 Nov 2008 12:59:16 +0200</pubDate>
        <category>Gıda Bilimi ve Teknolojisi - Sağlık</category>
      </item>
      <item>
        <title>İnekler en büyük çevre düşmanı</title>
        <link>http://www.ziraatcim.net/readarticle.php?article_id=92</link>
        <guid>http://www.ziraatcim.net/readarticle.php?article_id=92</guid>
        <description><![CDATA[&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;
Büyükbaş çiftlik hayvanların en büyük çevre düşmanı olduğu açıklandı.
&lt;/p&gt;
&lt;div align=&quot;justify&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;
&lt;span&gt;&lt;/span&gt; Birleşmiş Milletler&amp;#8217;e bağlı Gıda ve
Tarım Örgütü&amp;#8217;nün (FAO) hazırladığı 400 sayfalık rapora göre, büyükbaş
hayvanlar, iklime, ormanlara, içme suyuna ve vahşi doğa yaşamına büyük
zarar veriyor. Küçükbaş hayvan, tavuk, domuz ve keçilerin de çevreye
benzer zararlar verdiği belirtilen raporda, bu konuda en çok suçlanması
gereken canlıların dünyada yaşayan 1.5 milyar sığır olduğunu açıklandı. 
&lt;/p&gt;
&lt;div align=&quot;justify&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;
Rapora göre, küresel ısınmaya neden olan sera gazlarının yüzde 18&amp;#8242;i
büyükbaş hayvanlardan çıkıyor. Büyükbaş hayvanlar, dünyayı
karbondioksitten 20 kat daha hızlı şekilde &amp;#8220;ısıtan&amp;#8221; metan gazının da
yüzde 9&amp;#8242;unu üretiyor! 
&lt;/p&gt;
&lt;div align=&quot;justify&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;
Büyükbaş hayvanların &amp;#8220;çevre günahları&amp;#8221;, küresel ısınmayla da sınırlı
kalmıyor. Havayı kirleten türde, 100&amp;#8242;ün üzerinde farklı gaz salan
sığırlar, dünya çapında ormanlık alanların yok olmasıyla da suçlanıyor.
&lt;/p&gt;
&lt;div align=&quot;justify&quot;&gt;
&lt;/div&gt;
&lt;p align=&quot;justify&quot;&gt;
Gübre üretmek, eti işlemek ve nakletmek için yakılan mazot da, sera
gazlarından en bilineni olan karbondioksitin atmosfere toplam
salınımının yüzde 9&amp;#8242;una neden oluyor. &lt;br /&gt;
&lt;/p&gt;
]]></description>
        <pubDate>Thu, 06 Nov 2008 12:54:40 +0200</pubDate>
        <category>Hayvansal Üretim</category>
      </item>
      <item>
        <title>Selüliti önleyen gıdalar</title>
        <link>http://www.ziraatcim.net/readarticle.php?article_id=91</link>
        <guid>http://www.ziraatcim.net/readarticle.php?article_id=91</guid>
        <description><![CDATA[&lt;div align=&quot;justify&quot;&gt;
&lt;img src=&quot;/images/articles/selulit.jpg&quot; border=&quot;0&quot; alt=&quot;Selüliti önleyen gıdalar&quot; title=&quot;Selüliti önleyen gıdalar&quot; width=&quot;116&quot; height=&quot;87&quot; align=&quot;left&quot; /&gt;Ankara
Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesi Diyetisyen Lale Sağlık, ANKA&amp;#8217;ya
yaptığı açıklamada, Ananas ve biberiye gibi besinlerin selülit
oluşumunu engellediğini bildirdi. Sağlık, taze ananasta bulunan
bromelin enziminin protein ayrıştırıcı ve sindirimine yardımcı bir
enzim olduğunu söyleyerek &amp;#8220;Kükürtlü bileşikleri de içeren bromelin
enzimi sadece protein sindirimine yardımcı olmakla kalmaz, şişkinliğin
ve ödemin atılmasına da katkıda bulunur. Böylece selülit oluşumunu
engellemeye yardımcıdır&amp;#8221; dedi. Diyetisyen Sağlık, biberiyenin ise, kan
dolaşımını hızlandırıcı etkisi sayesinde selülit oluşumunu
engellediğini ifade ederek şunları söyledi:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;#8220;1-2 tatlı kaşığı dolusu ince kıyılmış biberiyeyi 1 bardak kaynar suyla
10 dakika kadar demleyip gün içerisinde2-3 bardak şeklinde
tüketebilirsiniz. Ayrıca yapılan araştırmalar selülit oluşumunu
azaltmada antioksidan öğeler olan A, C vitaminleri ve çinkonun etkili
olduğunu göstermektedir&amp;#8221;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;-HAMİLELİKTEKİ HORMANAL DEĞİŞİM SELÜLİT ÜZERİNDE ETKİLİ-&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Diyetisyen Lale Sağlık, selülit, özellikle kadınlarda görüldüğünü
belirterek &amp;#8220;Selülit, derinin altındaki yağ dokusunun bağ dokular
arasında sıkışması sonucunda, kan ve lenfatik dolaşım bozukluğu ile
birlikte derinin üst kısmında çöküntülerin ve portakal kabuğu
görünümünün oluştuğu tablodur&amp;#8221; dedi. Selüliti oluşturan risk
faktörlerine ilişkin de bilgi veren Diyetisyen Sağlık, özellikle
ergenlik, hamilelik ve menopoz gibi dönemlerde oluşan hormonal
değişimin de selülit oluşumunda etkili olduğunu söyleyerek &amp;#8220;Östrojen
hormonunun selülit oluşumunu tetiklediği görülmüştür, bu nedenle de
kadınlarda selülit oluşumu erkeklere göre çok daha fazladır&amp;#8221; diye
konuştu. &lt;br /&gt;
&lt;u&gt;&lt;br /&gt;
Diyetisyen Lale Sağlık selüliti oluşturan diğer faktörleri ise şöyle sıraladı:&lt;/u&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;#8220;Kişinin genetik yapısı ve metabolizma hızı, dolaşım sistemi ve
sindirim sisteminde yaşadığı sorunlar, alınan doğum kontrol hapı ve
hormonal ilaçlar, Dengesiz beslenme; yağ, şeker ve tuz oranı yüksek
besinleri sürekli olarak tüketme eğilimi, yetersiz fiziksel aktivite ve
sedanter bir yaşam, stres, sigara ve alkol kullanımı, çok dar pantolon
ve diz altı çorap giymek, sürekli bacak bacak üstüne atarak oturuyor
olmak, kan ve lenfatik dolaşım sistemini olumsuz etkileyerek selülit
oluşumunu tetiklemektedir.&quot;&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;
-BOL SU VE SPOR-&lt;br /&gt;
&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
Selülitin daha çok kalça, basen, diz ve bileğin iç kısımları,
baldırların arkası ve üst bacak bölgesinde yoğunlaştığını ifade eden
Diyetisyen Lale Sağlık selülite karşı alınması gereken önlemleri ise
şöyle sıraladı:&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
*Yeterli ve dengeli beslenmeye ve öğün atlamamaya özen gösteriniz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
*Günlük 2,5-3 litre kadar sıvı almaya özen gösteriniz. Alacağınız bol
su, hücre ve dokularınızı besleyerek toksinleri vücudunuzdan hızla
atmanıza yardımcı olacak, böylece selülit oluşumunu da önleyecektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
*Rafine şekerler, hayvansal yağlar ve fast food yiyeceklerden tamamen uzak durarak günlük tuz tüketiminizi de sınırlandırınız.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
*Damarlarınızın en büyük düşmanı olan alkol ve sigarayı hayatınızdan çıkarınız.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
*Güvenilir miktarların üzerinde (300 mg/gün) kafein alımından uzak durunuz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
*Daha hareketli bir yaşam daha az selülit demektir. Bu nedenle
haftanızın 3-4 gününü 30-60&amp;#8217;ar dakika sürecek olan yürüyüş, yüzme,
yoga, pilates, jimnastik gibi sporlara ayırmaya çalışınız. Böylelikle
kan dolaşımınızı artırarak selülit oluşumunu önleyebilirsiniz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
*Yemeklerinizde kullandığınız yağ miktarını azaltmaya çalışınız.
Yemeklerinizi kızartma, kavurma gibi işlemlerle değil, haşlama, ızgara
ya da buğulama tarzında pişirme yöntemleriyle pişiriniz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
*Çok sık kilo alıp vermekten kaçınınız.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
*Posa içeriği zengin sebze, meyve ve kuru baklagillerle tam tahıl ürünlerine beslenmenizde daha fazla yer ayırınız.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynak: Aktif Haber
&lt;/div&gt;
]]></description>
        <pubDate>Wed, 22 Oct 2008 23:58:44 +0300</pubDate>
        <category>Gıda Bilimi ve Teknolojisi - Sağlık</category>
      </item>
      <item>
        <title>Zamanı durduran besinler  </title>
        <link>http://www.ziraatcim.net/readarticle.php?article_id=90</link>
        <guid>http://www.ziraatcim.net/readarticle.php?article_id=90</guid>
        <description><![CDATA[&lt;div align=&quot;justify&quot;&gt;
&lt;img src=&quot;/images/articles/angeleo.jpg&quot; border=&quot;0&quot; alt=&quot;Zamanı durduran besinler  &quot; title=&quot;Zamanı durduran besinler  &quot; width=&quot;116&quot; height=&quot;84&quot; align=&quot;left&quot; /&gt;Anti-aging
yani yaşlanmayı durdurma son zamanların en sık konuşulan sağlık
konularının başında gelmektedir şüphesiz. Aslında anti-aging diye bir
şey yoktur önemli olan biyolojik saati doğru kurmak ve yaşam
tarzımızdaki doğru değişikliklerle yaşam kalitemizi artırmaktır.
Beslenme alışkanlıklarınızı gözden geçirin aşağıdaki besinleri daha çok
tüketmeye çalışın ve farkı gözleyin&amp;#8230;&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;
1. Böğürtlen Familyası&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Böğürtlen familyasındaki minyon, şirin bir o kadar da yararlı meyveler
ülkemizde sıklıkla reçel olarak tüketilmektedir. Oysa bu meyvelerin
taze meyve olarak ara öğünlerde tüketilmesi yüksek anti-oksidan
içeriklerinden ötürü hücre ölümlerini geciktiricidir. Fareler üzerinde
yapılan çalışmalar yaban mersininden zengin diyetle beslenen deneklerin
hafıza ve motor faaliyetlerinde gelişmeler, yaşa bağlı faktörlerde de
koordinasyonlu azalmalar saptanmıştır. Ayrıca bu fitokimyasalların
damar sağlığını geliştirdiği, tansiyonu dengelediği de gözlenmiştir.
Son olarak iyi bir C vitamini kaynağı da olan böğürtlengiller sağlıklı
hücreler için elzem olan E vitaminin de fonksiyonlarına yardımcı
olabilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;2. Koyu yeşil yapraklı sebzeler&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu sebzeler, damarlara toksik etki yaparak Alzheimer ve kalp
hastalıklarına yatkınlığı artıran homosistein denen kimyasalların
parçalanmasında görevli folat, ve B6 vitaminlerinden zengindir.
Ispanak, kıvırcık lahana, semizotu, marul, fesleğen gibi yeşilleri
sofralarınızdan eksik etmeyin. Neuroscience Labarotuvarının yaptığı en
son çalışmaya göre ıspanakda göbek maruldan 3 kat fazla folat
bulunmaktadır. Temel Reis&amp;#8217;in güç kaynağı meşhur sebze artık harika bir
antioksidan olarak bilinmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;
3. Somon, ringa, sardalye balıkları&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Vücudumuzun üretemediği ama belli dengede ihtiyaç duyduğu omega 3
yağlarından zengin, açık sularda yetişmiş bu balıkları haftada 3 kez
mutlaka tüketmelisiniz. Balık tüketemiyorsanız hem hayvansal hem de
bitkisel omega 3 karışımlarından doktorunuza danışarak tüketmeye
başlamalısınız. Omega 3&amp;#8217;ün en iyi bitkisel kaynakları arasında koyu
yeşil yapraklı sebzeler, yağlı tohumlar ve keten tohumu da
sayılmaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;4. Kırmızı Şarap ve Üzüm suyu&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
İçeriğindeki alkolün beyin fonksiyonlarını olumsuz etkilemesinden
dolayı üzüm suyuna karşı 1&amp;#8211;0 yenik duran kırmızı şarap en son
çalışmalarda galibiyeti kaptırdı. James Joseph adlı bilim adamı
tarafından yapılan bir araştırmada üzüm suyunun belirgin olarak kısa
süreli hafıza ve motor becerileri geliştirdiği gözlenmiş. Bu etkiyi
dopamin seviyelerindeki artışa bağlayan Joseph, Konkord üzümlerinin
diğer meyve ve sebzelere oranla daha fazla antioksidan içerdiğini
saptamış.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;5. Tam Tahıllar ve Kuru baklagiller&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sağlıklı beslenme adına yapılabilecek en kolay ve yararlı yollardan
biri de kepekli pirince geçmek olabilir. Kognitif sağlık açısından çok
önemli olan vitaminler ve magnezyumdan zengin bu besin, aynı zamanda B6
vitamini ile de homosistein seviyelerini düşürebilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kurubaklagiller ise olmazsa olmaz besinlerin başında gelir ve Meksika
fasulyesi ya da barbunya gibi kırmızı fasulyeler içerikleri açısından
başı çekmektedir. İçeriklerindeki A, E ve D vitaminleri ile hücreleri
koruyucudurlar. Haftada en az 3 kez tüketmelisiniz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;6. Yoğurt&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Süt ve süt ürünleri normalde zor sindirilmeleri rağmen yoğurt bir
istisnadır. Özellikle son zamanlarda değer kazanan kefir ve probiyotik
yoğurtların sağladığı iyi huylu bakteriler bağırsak aktivitelerimizi
hızlandırır. Yaşla birlikte, özellikle posa kaynağı fakir, yanlış
beslenen, fast food fazla tüketen bireylerde barsaklardaki bu iyi huylu
bakteriler azalır ve hastalıklara karşı daha savunmasız kalırız. Bunun
için probiyotik yoğurt ve light kefir tüketiminizi artırmalısınız.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;7. Ceviz, Fındık, Badem&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Daha öncede bahsedildiği gibi bitkisel omega 3 için en iyi kaynaklardan
biridir. Her gün değişmeli olarak 10 fındık veya 8 badem veya 4 ceviz
içi tüketebilirsiniz. Ayrıca E vitamininin de en iyi kaynaklarından
olan yağlı tohumlar, normal hücre faaliyetleri sonrasında oluşan ancak
hücrenin önemli komponentlerine zarar verme riski olan serbest
radikalleri kontrol edebilir. Mısır gevreği, salata ya da ara öğünler
için lezzetli seçimlerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;8. Zeytinyağı ve Keten tohumu&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Akdeniz Mutfağının altın sıvısı zeytinyağı içeriğindeki yararlı
bileşiklerle sağlık sigortamız gibidir. Önemli olan içeriğinde yararlı
öğeleri bulunduran ilk sıkımlardan, aşırı kaçmadan tüketmektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Keten tohumu ve bu tohumun yağı da oldukça önemli bileşikleri ile hem
vücudumuzda üretemediğimiz elzem yağları sağlar hem de antiaging için
önemli fonksiyonları vardır. Kanser vakalarının yaşam ve beslenme
alışkanlıklarında yapılan değişikliklerle %30-40 oranında
azaltılabileceğini söyleyen araştırmalarda keten tohumu kullanımının da
çok etkili olduğu gözlenmiş bu nedenle gastronomik süperstar
seçilmiştir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;9. Sarımsak&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kötü kokusuyla rahatsız edici bulunan ancak yemeklere kattığı eşsiz
lezzetliyle de gurmelerin baş listelerinde bulunan sarımsak sağlık için
de olmazsa olmazlardandır. Antioksidan özellikleri dışında, antiviral
ve antibakteriyel fonksiyonları da fevkalade önemlidir. Çiğ, dövülmüş
halde tüketmek en iyisidir&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kaynak: dmeq.com
&lt;/div&gt;
]]></description>
        <pubDate>Wed, 22 Oct 2008 23:57:07 +0300</pubDate>
        <category>Gıda Bilimi ve Teknolojisi - Sağlık</category>
      </item>
      <item>
        <title>Organik ürünle toksik etkiyi en aza indirin!  </title>
        <link>http://www.ziraatcim.net/readarticle.php?article_id=89</link>
        <guid>http://www.ziraatcim.net/readarticle.php?article_id=89</guid>
        <description><![CDATA[&lt;div align=&quot;justify&quot;&gt;
&lt;img src=&quot;/images/articles/biber_toksik.jpg&quot; border=&quot;0&quot; alt=&quot;Organik ürünle toksik etkiyi en aza indirin!  &quot; title=&quot;Organik ürünle toksik etkiyi en aza indirin!  &quot; width=&quot;116&quot; height=&quot;116&quot; align=&quot;left&quot; /&gt;Şu
anda beslenmemizdeki tarım ilaçları ile insanlardaki sağlık sorunlarını
bağdaştıran çok az kanıt vardır ancak hayvanlardaki sağlık sorunlarıyla
ilgili pek çok kanıt vardır.Hayat boyu tarım ilacı kalıntısı yemenin
bize ne gibi bir toksik etkisi olabileceğini veya çeşitli tarım ilacı
kalıntılarının nasıl karışıp bir kokteyl etkisi yaratacağını tam olarak
bilmiyoruz. Eğer tarım ilacı tüketiminizi azaltmak istiyorsanız o zaman
organik besinleri tercih edin. Standart meyve ve sebze yemenin
sağlığımız için önemi çok büyük sakın onları diyetinizden çıkarmayın.
Çünkü meyve ve sebze yememenin riskleri tarım ilacı kalıntılarına maruz
kalmanın muhtemel risklerinden çok daha fazladır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Organik besinlerde katkı maddeleri var mıdır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Alerjik reaksiyonlarla ilişkisi olanlar dahil olmak üzere bir çok
potansiyel olarak zararlı olan katkı maddesinin organik besin
üretiminde kullanımı yasaktır. Normal besinlerin işlenmesinde yüzlerce
katkı maddesinin kullanımına izin verilirken organik yiyecek ve
içeceklerde çok sınırlı olarak izin verilir ve üretici bunları ancak
ürünlerinin bu madde olmadan üretilemeyeceğini veya muhafaza
edilemeyeceğini kanıtlarsa kullanabilir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Organik çiftçilikte standart çiftçilikte kullanılan antibiyotiklerin
kullanımı yasaktır. Eğer bir hayvanı tedavi etmek için antibiyotik
kullanılırsa o hayvanın eti için ne zaman kesilebileceği veya ne zaman
süt verebileceği ile ilgili katı zaman kısıtlamaları vardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Organik besinlerin tadı daha mı güzel?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Elbette kendi doğal hızında, haftalar içerisinde besin açısından zengin
toprakta yetişip güneşte olgunlaşan bir domatesle serada çok hızlı
yetiştirilen bir domates arasında lezzet farkı olacaktır.&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;
Neden organik besinler pahalıdır?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Organik besinler üretimine harcanan zaman, çaba ve yatırım çok fazla
olduğundan dolayı her zaman organik olmayan besinlerden daha pahalı
olacaktır ama organik besinlerin fiyatları zamanla düşmektedir. Bütçeye
biraz dikkat edilmesi ve abur cubura daha az para harcanması ile
organik besinlere yer açılabilir. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Organik besinler daha pahalı olsalar da fiyatları zamanla düşüyor.
İnsanlar daha fazla organik besin aldıkça daha ulaşılabilir olacaklar.&lt;br /&gt;
* İşlenmiş organik besinler genelde yağ ve şeker açısından zengin
olmalarıyla eleştiriliyor. Bütün yiyecek içeceklerde olduğu gibi
içeriği ve besin değerlerini gösteren etiketi inceleyin. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Ekim ve dikim şartları&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Tohum;&lt;/strong&gt; genetik olarak yapısı değiştirilmemiş,  sentetik pestisitler, radyasyon  görmemiş biyolojik özellikte  olmalıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Fide; &lt;/strong&gt;organik tohum veya ana bitkiden elde edilmiş, üretimi
sırasında hormonların kullanılmadığı, toprak ve iklim koşullarına uygun
olmalıdır.&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;
Sulama şartları&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sanayi ve şehir atık suları ile drenaj sisteminden elde edilen drenaj suları organik tarımda kullanılamaz.&lt;br /&gt;
Sulama suyu çevre kirliliğine toprak yapısında bozulmaya yol açmamalıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Hasat şartları&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Organik ürünlerin hasadında kullanılan teknik araç ve gereçlerin ekolojik tahribat ve kirlilik oluşturmaması gerekir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
-Toplama materyalleri hijyenik olmalıdır.&lt;br /&gt;
-Toplama alanı son iki yıl içinde yangın geçirmiş olmamalıdır.&lt;br /&gt;
-Toplama alanındaki doğal yaşam dengesinin ve türlerin korunması sağlanmalıdır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;DİKKAT!&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yönetmeliğe göre organik tarımsal ürün üreten ve satanlar;
ambalajlarında logo kullanmak zorundadır. Bu logoları üzerinde
bulundurmayan ürünler iç pazara sunulamaz. Alışveriş-lerinizde mutlaka
bakanlık onaylı logolara dikkat ediniz.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Milliyet
&lt;/div&gt;
]]></description>
        <pubDate>Wed, 22 Oct 2008 23:53:53 +0300</pubDate>
        <category>Bitkisel Üretim</category>
      </item>
      <item>
        <title>Kültür Mantarı Üretim Sektörü ve Korkuteli  </title>
        <link>http://www.ziraatcim.net/readarticle.php?article_id=88</link>
        <guid>http://www.ziraatcim.net/readarticle.php?article_id=88</guid>
        <description><![CDATA[&lt;div align=&quot;justify&quot;&gt;
&lt;img src=&quot;/images/articles/kultur_mantari_lk.jpg&quot; border=&quot;0&quot; alt=&quot;Kültür Mantarı Üretim Sektörü ve Korkuteli  &quot; title=&quot;Kültür Mantarı Üretim Sektörü ve Korkuteli  &quot; width=&quot;115&quot; height=&quot;115&quot; align=&quot;left&quot; /&gt;KORKUTELİ&amp;#8217;DE MANTAR ÜRETİM SEKTÖRÜ, GELİŞMELER VE BEKLENTİLER&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Doç Dr. Orhan ÖZÇATALBAŞ&lt;br /&gt;
Akdeniz Üniversitesi Korkuteli Meslek Yüksekokulu &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Dünya kültür mantarı üretimi 3,3 milyon ton olup üretimin %33&amp;#8217;ü AB
ülkeleri %30&amp;#8217;u Asya, %20&amp;#8217;si Güney Amerika&amp;#8217;da yapılmaktadır.  Avrupa
Birliği 1,1 milyon ton üretime sahiptir. Hollanda tek başına 1/4&amp;#8217;ünü
üretmektedir. Fransa, İngiltere takip etmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Korkuteli Türkiye&amp;#8217;nin kültür mantarı yetiştirme ve kompost üretiminde
kültür merkezi durumundadır. Türkiye taze mantar üretiminin yaklaşık
olarak ½&amp;#8217;si , kompost üretiminin ise 1/2&amp;#8217;sinden fazlası Korkuteli&amp;#8217;de
gerçekleştirilmektedir. İlçe&amp;#8217;deki üretici sayısı 1000 civarında olup,
sektör 5000 kişiye iş olanağı sağlamaktadır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Türkiye&amp;#8217;de kültür mantarı üretimi 1973 yılında 80 ton, 1983 yılında
1400 ton, 1995 yılında 7.728 ton olup, 2005 yılında yaklaşık 40 bin
ton/yıldır.  Korkuteli&amp;#8217;de mantar üretim miktarı 18.000 ton civarında
olup tek başına toplam ülke üretiminin %45&amp;#8217;i Korkuteli ilçesinde
gerçekleştirilmektedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Türkiye kompost üretimi 150 bin ton kadardır. Korkuteli bunun yaklaşık
yarısından fazlasını (%53) üretmektedir. Ancak Korkuteli&amp;#8217;nde kompost
üretim kapasitesinin yarısı kullanılmaktadır. Dolayısıyla esas üretim
kapasitesi 145 bin ton/yıl kadardır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Halen ülkemizde kültür mantarı tüketimi yeterli düzeyde değildir. Kişi
başına yıllık 500 gr civarında olan tüketim, Avrupa Birliği ülkelerinde
2,5 kg kadardır.  Dolayısıyla sektör hızla gelişmekle birlikte gelişmiş
ülkelerle karşılaştırıldığında arzulanan düzeye çıkmamıştır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Sektör ekonomik krizlere rağmen son  10 yılda 10 kat büyümüştür. 
Bundan sonra yapılacak doğru çalışmalarla 5-6 kat daha büyümesi
mümkündür. Sermaye devir hızının fazla olması nedeniyle yatırımcılar
için cazip bir üretim koludur.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ayrıca taze kültür mantarı tüketimi dışında işlenerek (konserve,
kurutma vb.) tüketime sunulmasına yönelik faaliyetler mantar talebini
arttıracak, bu da üretime yansıyacaktır. Toplam üretimin binde 3&amp;#8217;ü (200
ton) ihraç edilmekte olup esas pazar  İzmir, Ankara gibi büyük illerdir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Korkuteli ilçe ekonomisine 50 milyon YTL&amp;#8217;nin üzerinde yıllık katkı söz
konusudur. Buna göre Türkiye genelinde 100 milyon YTL&amp;#8217;nin üzerindedir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Mantar bir tarım ürünü olarak sebzeler grubunda yer almaktadır. Mantar
üretiminde en önemli girdi &amp;#8220;Kompost&amp;#8221; ([1]) olup,  bu üretim girdisi
kültür mantarı için gerekli materyalleri içeren bir yetiştirme
ortamıdır.  Bir bakıma kompost diğer tarımsal faaliyetlerde kullanılan 
tohum, fide,  fidan; yemeklik sıvı yağların üretiminde kullanılan  ham
yağlar, pamuk çiğiti ve prina gibi bir girdidir. Komposto lamdan üretim
sözkonusu değildir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;strong&gt;Buna göre sektörün gelişimi ve AB normlarına ulaştırılabilmesi için:&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;#8226; Değerli bir besin kaynağı olan kültür mantarı iç tüketimin
artırılmasına yönelik olarak ülkemiz iç düzenlemelerinin (KDV) ve
Avrupa Birliği KDV  (EU-DOC/1829/2006-EN, 1Sept.2006) uygulamalarının
dikkate alınması uygun olabilecektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu kapsamda;&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;#8226;  Girdi fiyatlarına uygulan KDV oranlarının Kompostun (içeriğindeki
unsurlarla birlikte) bir tarımsal üretim girdisi olduğundan hareketle
İlgili KARAR(2002/4480 Sayılı B.K.K. Eki Karar Kapsamındaki Oran ve
Listeler 01.01.2006 tarihi itibariyle)  uyarınca metinde yer alan &amp;#8220;(II)
sayılı listeye&amp;#8221; dahil edilerek KDV oranının % 8 olarak işlem görmesinin
sağlanması, sektörün gelişmesini etkileyecek en önemli girişimlerden
biri olacaktır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;#8226; Yine üretimde kullanılan enerji, taşıma (elektrik, akaryakıt vb),
gibi önemli girdilerin fiyatlarının tarım sektörüne yönelik destekleme
politikaları kapsamında ele alınması uygun olacaktır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&amp;#8226; Ayrıca bir tarımsal ürürn olan kültür mantarının İlgili
KARAR(2002/4480 Sayılı B.K.K. Eki Karar Kapsamındaki Oran ve Listeler
01.01.2006 tarihi itibariyle)  uyarınca metinde yer alan &amp;#8220;(I) sayılı
listeye&amp;#8221; dahil edilerek KDV oranının % 1 olarak işlem görmesinin
sağlanması, iç tüketimin gelişmesine önemli katkıda bulunacaktır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Yukarıdaki beklentilerin gerçekleşmesi halinde iç pazar yanında
ihracatı geliştirebilecektir. Bu şekilde önemli rakiplere karşı 
rekabette avantaj sağlanabilecektir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Ayrıca sektöre yönelik uygun belirtilen konuların gerçekleşmesiyle,
Avrupa Birliği Ortak Tarım Politikasının da önemli hedeflerinden biri
olan çevre koruma ve doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımına
yönelik hedeflerinin gerçekleştirilmesine yönelik bir gelişme
sağlanabilecektir. Özellikle kompostun ana hammaddesi olan samanın 
temin edilmesindeki zorunluluk, çok önemli bir çevre sorunu olan ve
yasalarla önlenmeye çalışılan anız yakmanın önlenmesine ve tarımsal
artıkların ekonomiye dönmesine olanak sağlayacaktır.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
[1] Mantar yetiştiriciliğinde önemli bir yere sahip olan kompost gübre;
katı atık(çöp) içerisindeki organik maddelerin, mikroorganizmalar
vasıtasıyla yeterli oksijenle reaksiyona girerek çözülmesi ve bu esnada
karbondioksit, su ve ısının oluşturulması ile oluşuyor. Mantarın
beslenmesi için gerekli olan bu ortam; çeşitli organik maddelerin
ayrıştırılması ve bazı besin elementlerinin eklenmesi sonucu elde
edilir. Kompost yapımında taze at gübresi, buğday sapı, çeltik sapı,
çavdar sapı, parçalanmış mısır koçanı gibi kolaylıkla ve ucuza
bulunabilecek ham materyaller kullanılır. Bu ham materyallerinin
mantarın yetişmesine uygun besin elementlerine dönüşmesi için kompostun
fermantasyonu gerekir. Bu fermantasyonu sağlamak için kompost ham
materyaline azotça zengin organik maddeler katılır. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Bu organik maddeler tavuk, sığır koyun gübreleri ile zeytin prinası, pamuk tohumu küspesi veya buğday kepeğidir.&lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
Kompost yığınlarının yapılması için saman balyaları kompost platformuna
taşınarak, 50-60 cm yükseklikte yayılır. Saman üzerine yağmurlayıcı
koyarak ya da ince su püskürten bir hortumla 2-3 gün ıslatılır. Bu
ıslatma sırasında saman belli aralıklarla alt üst edilerek
karıştırılır. Böylece samanın her tarafının aynı oranda ıslanması
sağlanır. Islatma işlemi sonunda samanın nem oranının % 75 civarına
getirilmesi sağlanır. Saman yeterli neme ulaştıktan sonra kaba yığın
yapılması işlemine başlanır. Daha sonra kalıp tahtaları kullanılarak
180 cm genişliğinde ve 180 cm yüksekliğinde yığın yapılır. Yığın
yapılırken kalıp tahtaların içerisine doldurulan materyal iyice
sıkıştırılmalıdır. Beş gün yığın bu şekilde bekletilerek 5. gün yığının
birinci aktarması yapılır. Bunun için yığın açılarak platform üzerine
yayılır ve kompostun kuruyan kısımları ıslatılır: Üzerine 141 kg kepek
ve 40 kg melas (şeker fabrikası artığı) eşit bir şekilde serpilir ve
sıkıştırılarak tekrar yığın yapılır. 9. gün yığının ikinci aktarmasında
kompost tekrar platform üzerine yayılarak havalandırılır. Aktarmalar
sırasında kuruyan kısımlar ıslatılır, daha sonra üzerine 60 kg alçı
serpilir ve 125 cm genişlik 140 cm yükseklikte yığın yapılır. 12 ve 15.
günler tekrar aktarma yapılır. Bu aktarmalar sırasında her defasında
kompost yayılır, havalandırılır ve sonra eski yığının dış kenarları
yeni yığının iç kısmına gelecek şekilde sıkıştırılmadan tekrar yığın
yapılır. Kompostun fermantasyonu tamamlandıktan sonra hastalık ve
zararlıları öldürmek için komposta pastörize işlemi uygulanır. &lt;br /&gt;
&lt;br /&gt;
&lt;/div&gt;
]]></description>
        <pubDate>Wed, 22 Oct 2008 23:51:08 +0300</pubDate>
        <category>Bitkisel Üretim</category>
      </item>
    </channel>
  </rss>
